Son günlerde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kullanılan Raksharab marka kuduz aşısının bir hayvanın ölümüne neden olduğu yönündeki iddialar basın aracılığıyla kamuoyuna yansımıştır. Bununla birlikte, söz konusu aşı uygulamaları sonrasında gelişen anafilaktik şok vakalarında artış olduğuna dair veteriner kliniklerinden meslektaşlarımız tarafından tarafımıza bildirimler iletilmektedir.
Bursa Veteriner Hekimler Odası olarak, bu iddiaların ciddiyetine binaen kamu otoritesine açık ve net çağrımızdır:
* Söz konusu aşının titrasyon değerleri bilimsel olarak güvenli midir?
* Herhangi bir geri çekme (toplatma) kararı alınmış mıdır?
* Toplatılan aşılar varsa, kaç doz aşı bu kapsamda değerlendirilmektedir?
* Bu aşıların akıbeti nedir ve belediyelere gönderildiği yönündeki iddialar doğru mudur?
Bu soruların yanıtı yalnızca teknik bir detay değil; sahada görev yapan meslektaşlarımızın itibarı açısından da hayati önemdedir. Zira oluşan bu belirsizlik ortamı; veteriner hekim odalarını, Tarım İl Müdürlüklerinde görev yapan veteriner hekimleri ve özellikle belediyelerde çalışan meslektaşlarımızı haksız ve kabul edilemez bir zan altında bırakmaktadır.
Kuduz aşılaması, doğrudan halk sağlığını ilgilendiren bir uygulama olması nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından da yürütülmekte; bu kapsamda sahada serbest veteriner hekimlere alternatif bir uygulama modeli oluşmaktadır. Üstelik bu hizmetin oldukça düşük ücretlerle sunulması, toplumda serbest veteriner hekimlerin uygulamalarının “pahalı” olduğu yönünde hatalı bir algıya yol açmaktadır. Oysa burada belirleyici olan fiyat değil; güven ve standarttır.
Kamu otoritesi sahada doğrudan uygulayıcı olarak yer alıyor ve serbest veteriner hekimlerle aynı hizmet alanında faaliyet gösteriyorsa, kullanılan aşıların kaynağı, kalitesi ve güvenilirliği açısından eşit, denetlenebilir ve şeffaf bir standart sağlanması zorunludur. Aksi durumda, serbest veteriner hekimler haksız bir rekabet baskısı altında kalmakta; daha da önemlisi, halk sağlığı açısından güven duygusu zedelenmektedir.
Kamu otoritesi, sahada kullandığı aşılar konusunda serbest veteriner hekimlerle aynı bilimsel zemini paylaşmalı; hem mesleki eşitliği sağlamalı hem de toplum nezdinde oluşan güven sorununu ortadan kaldırmalıdır. Aynı hizmet alanında farklı standartların uygulanması kabul edilemez.
Son dönemde giderek artan ve yer yer hayvan düşmanlığına varan söylem ve uygulamaların, şimdi de aşılar üzerinden yürütülmesi yalnızca hayvan sağlığına değil, bilime ve kamu otoritelerine duyulan güvene de zarar vermektedir.
Bazı siyasetçiler tarafından dile getirilen, her yıl yüzlerce insanın köpek saldırıları sonucu hayatını kaybettiği yönündeki açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Bu tür veriler oluşturulurken; köpekten korkup kaçarken düşen ya da trafik kazası geçiren bireylerin de aynı başlık altında değerlendirildiği görülmektedir. Bu yaklaşım bilimsel değildir ve kamuoyunu yanıltıcı niteliktedir.
Öte yandan, kuduz hastalığına ilişkin sürekli bir tehdit algısı oluşturulmaktadır. Oysa Sağlık Bakanlığı verileri açıkça göstermektedir ki; insan kuduz vakalarında artış yoktur. Tam tersine;
* Hem insanlarda hem hayvanlarda aşılanma oranları artmaktadır.
* İnsanlarda artan aşılanma, hastalığın yaygınlaşmasından değil, toplumsal farkındalığın artmasından kaynaklanmaktadır.
İçişleri Bakanlığı’nın valilikler aracılığıyla belediyelere ilettiği talimatlar doğrultusunda sokak hayvanlarının toplanmasına yönelik uygulamalar hız kazanmıştır. Ancak açıkça ifade etmek isteriz ki; mevcut barınak kapasitesi bu yükü karşılayacak durumda değildir. Bu yaklaşım, fiilen hayvanların yaşam hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaktır.
Elbette insan yaşamı değerlidir ve korunmalıdır.
Elbette sahipsiz hayvan popülasyonunda artış bir gerçektir.
Ancak çözüm; bilimden uzak, sürdürülemez ve ölüm odaklı politikalar değildir.
Bugün hâlâ;
* Kırsalda sahipli olduğu halde kontrolsüz biçimde dolaşan hayvanlar bulunmaktadır,
* Kaçak hayvan ticareti devam etmektedir,
* Çiplenmemiş ve terk edilen hayvanlar sistem dışında kalmaktadır.
Bu sorunlar çözülmeden atılan her adım, sorunu büyütmeye devam edecektir. Ne yazık ki bilimsel uyarılar yerine “köpek lobisi”, “mama lobisi” gibi temelsiz söylemler öne çıkarılmakta; toplumda kutuplaşma ve düşmanlık dili beslenmektedir. Bugün gelinen noktada insanların hayvan sevgisi dahi sorgulanır hale gelmiş, toplum gereksiz ve tehlikeli bir ayrışmanın içine sürüklenmiştir.
Oysa unutulmamalıdır ki bu dünya yalnızca insanlara ait değildir.
Ayrıca hatırlatmak isteriz ki Louis Pasteur’ün kuduz aşısı çalışmalarına destek veren ülkelerden biri olan Türkiye, 1880’li yıllarda Paris’e gönderdiği bilim heyetiyle bu alanda öncü olmuş; 1887 yılında İstanbul’da kurulan kuduz tedavi merkezi ile dünyada kuduz aşısı üreten sayılı ülkelerden biri haline gelmiştir. Devamında “Bakteriyolojihâne-i Şâhâne” bünyesinde gerçekleştirilen üretimle bu ülke, kendi aşısını geliştiren ve üreten güçlü bir bilim geleneği oluşturmuştur.
Bugün ise kendi aşısını üreten bir ülkeden, etkinliği tartışma konusu olan aşıları ithal eden bir ülkeye dönüşmüşsek, bunu sorgulamak hepimizin sorumluluğudur.
Oysa bu ülkede COVİD-19 pandemisinde virüsü izole eden Aykut Özkul ve pandemiye karşı aşıyı geliştiren Aykut Özdarendeli başta olmak üzere, veteriner hekimler dünya ile rekabet edebilecek bilgi ve birikime sahiptir.
Açıkça ifade ediyoruz:
Bir ülke kendi veteriner hekimine, kendi bilim insanına güvenmezse;
* Kuduzla mücadelede başarılı olamaz,
* Aşıda dışa bağımlılıktan kurtulamaz,
* Hayvan sağlığı ve halk sağlığı alanında sürdürülebilir bir politika geliştiremez.
Sonuç olarak;
Toplumu korku üzerinden yönlendirmek yerine bilime dayalı politikalar geliştirilmelidir.
Hayvanlardan yana olanları hedef göstermek yerine birlikte yaşam kültürü güçlendirilmelidir.
Ve Tarım ve Orman Bakanlığı, Raksharab kuduz aşısına ilişkin tüm süreçleri şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmalıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Bursa Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu










