Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Basın Açıklaması
7527 Sayılı Kanunun İkinci Yılında Hayvan Koruma Politikalarına Tek Sağlık Perspektifinden Bir Değerlendirme
Bugün burada insanı, hayvanı ve çevreyi birbirinden ayrı düşünmeyen Tek Sağlık anlayışıyla, ülkemizin hayvan koruma politikalarının iki yıllık uygulama sürecini bilimsel veriler, etik sorumluluk ve kamu yararı çerçevesinde değerlendirmek üzere bir araya geldik.
2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7527 sayılı Kanun, sahipsiz hayvanların yönetiminde yeni bir dönemin başlangıcı olarak sunuldu. İki yıl boyunca sokaklar konuşuldu, hayvanlar konuşuldu, belediyeler konuşuldu, bakımevleri konuşuldu, siyaset konuşuldu. Toplumun farklı kesimleri zaman zaman birbirini suçladı, farklı görüşler dile getirildi. Ve tam iki yıl geçti, 730 gün 12 saat…
Ve artık bilmek istiyoruz; bunca tartışmanın arasında kabul edilen bu yasa başarıya ulaştı mı? İçİşleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi 18 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında ülkemizdeki sokaklardaki hayvanlarının ki aslında köpeklerin, yüzde 92,35’nin barınaklara alındığını ifade etti. Ancak, hayvan koruma politikalarının başarısı, sokaklarda daha az hayvan görülmesiyle değil; daha az hayvanın sahipsiz kalmasıyla ölçülmelidir.
Ve bizler başarıyı değerlendirebilmek için şu soruların yanıtlarını bilmek zorundayız:
- Toplanan hayvanlar bugün nerededir?
- Hangi koşullarda yaşamaktadır?
- Hayvan refahı gerçekten iyileşmiş midir?
- Bakımevleri yeterli kapasiteye ulaşmış mıdır?
- Yerel yönetimler gerekli insan kaynağına ve teknik altyapıya kavuşmuş mudur?
- Kısırlaştırma ve sahiplendirme çalışmaları beklenen sonucu vermiş midir?
- Kuduz ve diğer zoonotik hastalıklarla mücadelede nasıl bir tablo ortaya çıkmıştır?
Çünkü biliyoruz ki; hiçbir kamu politikası yalnızca iyi niyetle değerlendirilemez. Gerçek başarı; bilimsel verilerle, şeffaflıkla ve topluma sağladığı faydayla ölçülür. Ve kamu politikalarının başarısı ancak ölçülebiliyorsa değerlendirilebilir. Ölçülemeyen hiçbir uygulamanın başarılı ya da başarısız olduğu söylenemez. Bu nedenle talep ettiğimiz veriler herhangi bir polemiğin değil, bilimsel değerlendirmenin temelini oluşturmaktadır. Bu veriler yalnızca meslek örgütlerinin değil, toplumun da bilgi edinme hakkının bir parçasıdır.
Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmasını beklediğimiz temel göstergeleri tekrar soralım:
- Son iki yılda açılan yeni hayvan bakımevi sayısı,
- Toplam bakımevi kapasitesindeki artış,
- Bakımevlerinde bulunan ve sokakta kalan hayvan sayısı,
- İstihdam edilen veteriner hekim, veteriner sağlık teknikeri ve yardımcı personel sayısı,
- Gerçekleştirilen kısırlaştırma ve sahiplendirme sayıları,
- Son beş yıla ait doğrulanmış hayvan kuduzu vakaları ile insan kuduzu ve kuduz riskli temas verileri.
Bunlar yalnızca rakam değildir, bunlar, uygulanan politikanın başarısını değerlendirebilmemizi sağlayacak temel göstergelerdir. Dünyadaki başarılı uygulamalar incelendiğinde ortak bir gerçek karşımıza çıkmaktadır.
Hiçbir ülke sahipsiz hayvan sorununu yalnızca hayvanları toplayarak çözememiştir.
Elbette her ülkenin kendine özgü sosyal, ekonomik ve kültürel koşulları vardır. Hiçbir ülkenin modeli birebir kopyalanamaz. Ancak başarılı ülkelerin ortak özelliği açıktır: Sorunun yalnızca sonuçlarıyla değil, kaynağıyla mücadele etmeleridir.
Kontrolsüz üretimin önlenmesi, etkin kimliklendirme ve kayıt sistemleri, yaygın kısırlaştırma, güçlü veteriner hekimliği hizmetleri, sahiplendirmeyi teşvik eden politikalar, etkin denetim ve toplumun bilinçlendirilmesi birlikte yürütülmeden kalıcı başarı sağlanamamaktadır.
Hayvan koruma politikalarının temel amacı hayvanların yerini değiştirmek değil; yeni sahipsiz hayvan oluşumunu önlemek olmalıdır.
Üretim devam ediyor, hayvan terkleri önlenemiyor, kayıt sistemi etkin çalışmıyor ve popülasyonun kaynağı kontrol altına alınamıyorsa; milyonlarca hayvanın bakımevlerine taşınması tek başına kalıcı çözüm oluşturamaz. Aksi halde sistem, sorunu çözmek yerine yalnızca görünür yerini değiştirmiş olur. Burada sorumlu sahiplikten de mutlaka bahsetmeliyiz, hala sahipli hayvan terkleri görülüyor…
Kanunun uygulanmasının ikinci yılında üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri de veteriner hekimlerin üstlendiği etik ve mesleki sorumluluktur.
Veteriner hekimliği yalnızca hastalıkları tedavi eden bir meslek değildir. Yaşamı koruyan, hayvan refahını gözeten, halk sağlığını güvence altına alan ve gerektiğinde toplum adına zor kararlar almayı gerektiren bir sağlık disiplinidir.
Bugün birçok veteriner hekim yalnızca tıbbi karar vermemekte; aynı zamanda yoğun toplumsal baskının, etik ikilemlerin ve kamuoyu tartışmalarının tam merkezinde görev yapmaktadır.
Bir veteriner hekim için sabah tedavi ederek yaşama tutunmasını sağladığı bir hayvanın, öğleden sonra geri dönüşü olmayan bir kararla karşı karşıya kalması yalnızca teknik bir işlem değildir. Bu, aynı zamanda ağır bir etik ve vicdani yüktür.
Bu yük yalnızca bireysel vicdanla taşınabilecek bir yük değildir.
Nitekim, popülasyon kontrolü için ötanaziyi kabul edebilen ülkelerden biri olan Amerika’da gelinen noktada, Amerikan Veteriner Hekimleri Birliği (AVMA), Barınak Veteriner Hekimleri Birliği (ASV) ve Avrupa Veteriner Hekimleri Federasyonu (FVE), “merhamet yorgunluğu”, “ahlaki sıkıntı” ve “ahlaki yaralanma” kavramlarını veteriner hekimliği açısından önemli bir mesleki ve halk sağlığı sorunu olarak tanımlamaktadır.
Çünkü hayvan refahı ile veteriner hekim refahı birbirinin alternatifi değil; birbirinin ön koşuludur. Etik açıdan yalnız bırakılmış bir veteriner hekimin sürdürülebilir hayvan refahı sağlaması beklenemez.
Bu nedenle veteriner hekimler, yıllar içinde biriken yapısal sorunların ya da yetersiz planlanmış kamu politikalarının tek başına taşıyıcısı haline getirilemez.
Kanunun uygulanması sürecinde en çok tartışılan konulardan biri de bakımevlerinin izlenmesi ve denetlenmesi olmuştur.
2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu ile birlikte toplumun hayvan refahına ilişkin duyarlılığı önemli ölçüde artmıştır. Bu gelişme kuşkusuz son derece değerlidir. Ancak zaman içinde “hayvansever” kavramı etrafında oluşan bazı uygulamalar, veteriner hekimliği bilgi ve yetkisinin yerine geçebilecek bir denetim anlayışının gelişmesine de zemin hazırlamıştır.
Oysa toplumsal duyarlılık ile bilimsel değerlendirme birbirinin alternatifi değildir, birisi vicdanı temsil eder, diğeri bilimsel bilgi ve mesleki sorumluluğu.
Sağlıklı bir hayvan koruma sistemi ancak bu iki değerin doğru dengelenmesiyle kurulabilir.
Nasıl ki hiçbir vatandaş ameliyathaneye girerek cerrahi bir işlemi değerlendirme yetkisine sahip değilse; hayvan bakımevlerinde yürütülen veteriner tıbbi uygulamalar da bilimsel ölçütler ve yetkili denetim mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Çünkü hiçbir sağlık hizmeti yalnızca iyi niyetle değil; bilimsel ölçütlerle değerlendirilir.
Yerel yönetimler bu sürecin en önemli uygulayıcılarıdır.
Belediyelerin karşı karşıya kaldıkları mali yükü, artan hizmet baskısını ve tasarruf tedbirlerini biliyoruz. Ancak belediyeler bu sürecin yalnızca yükünü değil, geleceğini de taşımaktadır. Bir belediye başkanı yalnızca insanların değil; kentindeki hayvanların, su kaynaklarının, tarım alanlarının, ormanların ve tüm ekosistemin de sorumluluğunu taşır.
Hayvan refahına yapılan yatırım yalnızca hayvanlara yapılan bir yatırım değildir. Bu yatırım aynı zamanda halk sağlığına, çevresel sürdürülebilirliğe ve çağdaş kent yönetimine yapılan bir yatırımdır.
İşte Tek Sağlık yaklaşımı tam olarak bunu ifade etmektedir.
İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez.
İkinci yılın sonunda artık sloganlarla değil; verilerle konuşmak, sonuçları değerlendirebilmek istiyoruz. Duyguları değil bilimi dinlemek sonuç verir.
Bizler, Bursa Akademik Odalar Birliği’ni oluşturan meslek odaları olarak, bilimi esas alan, mesleki uzmanlığa saygı duyan, yerel yönetimleri güçlendiren, şeffaflığı ilke edinen ve Tek Sağlık yaklaşımını kamu politikalarının merkezine yerleştiren anlayışın ülkemizi kalıcı çözüme ulaştıracağına inanıyoruz.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uygulamanın ikinci yılına ilişkin verileri kamuoyuyla paylaşmasını bekliyor; bu verilerin bilimsel değerlendirmeler ışığında tartışılmasını önemsiyoruz.
Çünkü şunu unutmamalıyız:
Sorunun kaynağı çözülmeden yalnızca popülasyonu yönetmeye çalışırsanız, değişen tek şey hayvanların bulunduğu yer olur. Sorun ise varlığını sürdürmeye devam eder.
Bursa Barosu
Bursa Dişhekimleri Odası
Bursa Tabip Odası
Bursa Veteriner Hekimler Odası
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
TMMOB Makine Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
TMMOB Mimarlar Odası Bursa Şubesi
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi
TMMOB Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi
TMMOB Tekstil Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
DOĞADER
NİLÜFER KENT KONSEYİ











