Halk sağlığını yalnızca insanın hastalıkları üzerinden düşünmeye başladığımızda, sağlığın önemli bir bölümünü daha en başında gözden kaçırırız.
Çünkü insanın yaşadığı canlı/cansız çevre; hayvanların yaşadığı, gıdanın üretildiği, suyun kullanıldığı ve mikroorganizmalardan bile ayrılmayan ortak bir yaşam alanıdır.
1923 yılında Charles-Edward Amory Winslow halk sağlığını şöyle tanımlıyordu:
“Halk Sağlığı, organize edilmiş toplumsal çalışmalar sonunda çevre sağlık koşullarını düzelterek, bireylere sağlık bilgisi vererek, bulaşıcı hastalıkları önleyerek, hastalıkların erken tanı ve koruyucu tedavisini sağlayacak sağlık örgütleri kurarak, toplumsal çalışmaları her bireyin sağlığını sürdürecek bir yaşam düzeyini sağlayacak biçimde geliştirerek hastalıklardan korunmayı, yaşamın uzatılmasını, beden ve ruh sağlığıyla çalışma gücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.”
Winslow’un tanımındaki en önemli vurgu aslında bugün de değişmedi: Halk sağlığının temel amacı yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, hastalığın ortaya çıkmasını önlemektir.
Bu nedenle sağlık hizmetlerini yalnızca hastanelerde, kliniklerde ve hastalık ortaya çıktıktan sonraki müdahalelerde aramak yeterli değildir. Sağlığı korumayı, hastalıkları ortaya çıkmadan önce önlemeyi ve riskleri kaynağında fark etmeyi hedefleyen bir anlayışa ihtiyacımız var.
Tam da bu noktada hayvan sağlığı, halk sağlığının ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkar.
Bir çiftlikte ortaya çıkan hastalık yalnızca o hayvanların sorunu değildir. Bir hayvanın taşıdığı etken; sürü sağlığını, üretimi, gıda zincirini ve kimi zaman insan sağlığını etkileyebilir. Güvenli olmayan bir gıda yalnızca ekonomik bir kayıp değil, toplum sağlığı açısından bir risktir. Zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar) hastalıkların önlenmesi kent yaşamının sağlıklı sürdürülmesi için en önemli etkenlerden biridir. İklim değişikliğiyle birlikte değişen vektörler ve hayvan hastalıklarının dağılımı ise sağlık politikalarının artık yalnızca insan merkezli düşünülemeyeceğini göstermektedir.
Hayvan hastalıklarını önlemek, gıda güvenliğini üretimin başladığı noktadan itibaren korumak, çevresel riskleri izlemek ve hastalıkların yayılımını daha kaynağında fark etmek; insan, hayvan ve çevrenin aynı sağlık bütününün parçaları olduğunu kabul etmektir.
Tek Sağlık yaklaşımı da tam olarak bu gerçeğin üzerine kuruludur.
Halk sağlığını geliştirmek istiyorsak, sağlık politikalarının ağırlık merkezini tedaviden korumaya doğru kaydırmak zorundayız. Hastalanan bireyi tedavi etmek elbette vazgeçilmezdir; ancak daha güçlü olan, hastalığı ortaya çıkaran koşulları önceden görebilmek ve ortadan kaldırabilmektir.
Çünkü bazen en başarılı sağlık müdahalesi, hiç hastalanmamayı sağlamaktır.
Ve bunun için insanın sağlığına bakarken, hayvanın sağlığını ve içinde birlikte yaşadığımız çevrenin sağlığını da görmek zorundayız.
Halk Sağlığı Günleri’nde belki de en temel soruyu yeniden sormamız gerekiyor:
Sağlığı yalnızca insan bedeninde ve hastalık ortaya çıktıktan sonra aramaktan ne zaman vazgeçeceğiz?
Bursa Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu












