Bugün 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü. Ancak sokakta yaşayan canlıların durumu kutlanacak bir tablo değil; derinleşen bir kriz ve ağır bir sorumluluk alanıdır.
5199 sayılı yasa hâlâ yürürlüktedir. Buna rağmen 7527 sayılı kanun, 5199’un ruhuna açıkça aykırı biçimde hayvanların yaşam hakkını kısıtlamakta; sözde insan refahı gerekçesiyle hayvanlara yönelik kötü muamelelerin önünü açmaktadır. Bu bir düzenleme değil, açık bir geri gidiştir.
Bu durumun en somut örneği, 31 Mart 2026 tarihinde yapılan Bursa İl Hayvan Koruma Kurulu Toplantısı’nda ortaya çıkmıştır. Toplantıda paylaşılan resmi veriler gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır: Bursa’da yaklaşık 35–37 bin sahipsiz hayvan bulunduğu, buna karşılık belediyelerin mevcut bakım kapasitesinin yalnızca 5 bin civarında olduğu ifade edilmiştir.
Bu ne demektir? Bu, on binlerce hayvan için yer yok demektir. Bu, uygulanan politikanın baştan çökmüş olduğu anlamına gelir. Üstelik aynı toplantıda üniversite yerleşkelerindeki hayvanların toplanması da gündeme getirilmiştir. Kapasitenin bu kadar yetersiz olduğu bir ortamda, önceliğin kim olması gerektiği bile tartışılır hale getirilmiştir. Zira sokakta yardıma muhtaç, hasta, aç ya da hep ifade edildiği gibi agresif karakterli hayvanlar dururken, beslenen ve sahip çıkılan hayvanların toplanmasının gündeme getirilmesi sorunu çözmek değil, görünmez kılma çabasıdır.
Belediyeleri savunmuyoruz elbette. Ancak gerçekleri de çarpıtmayız. Belediyelerin geçici bakımevleri 5199 sayılı Kanun’a göre kurulmuştur ve 7527 sayılı Kanun’un dayattığı uygulamalara hazır değildir. Üstelik yasal uyum için 2028 yılına kadar süre tanınmışken, bugün ülkenin dört bir yanında köpekler toplanmaktadır.
O halde soruyoruz: Bu hayvanlar nerede? Hangi koşullarda tutuluyor? Kaçı hayatta?
Kısırlaştırma maliyetleri gerekçe gösterilerek çıkarılan bu düzenlemenin bugün yarattığı tablo çok daha ağırdır. Şimdi de doğal yaşam alanlarının beslenme maliyetleri tartışılmaktadır. Oysa biz bu sonuçları aylar önce dile getirmiştik. Bugün yaşananlar bir sürpriz değil, öngörülen bir yıkımdır.
İçişleri Bakanı’nın “sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 75’i toplandı” açıklaması ise durumu daha da vahim hale getirmektedir. Yüzde 75’i toplanan hayvanların akıbeti nedir? Sokakların boşalması çözüm değildir. Bu, yalnızca sorunun gözlerden uzaklaştırılmasıdır.
Süreç boyunca belediyelerde görev yapan meslektaşlarımıza etik duruş çağrısı yaptık. Çünkü bu kanun, hem mesleğimize hem de hayvanların yaşam hakkına açıkça zarar vermektedir. Ancak bugün meslektaşlarımız; etik tutumları için hedef gösterilmekte, baskıya maruz bırakılmakta ve adeta suçlu ilan edilmektedir.
Açıkça söylüyoruz: Belediyeleri cezalandırmak istenirken bir meslek ve mensupları ağır bir bunalıma sevk ediliyor!
Veteriner hekimler bu ülkenin hayvan sağlığının ve halk sağlığının güvencesidir. Bugün onlar, vicdanları ile talimatlar arasında sıkıştırılıyor. Buna rağmen biliyoruz ki meslektaşlarımız, ötanaziyi bir çözüm olarak kabul etmemektedir. Bununla birlikte Konya’da toplu halde ölü bulunan köpekler ve Bilecik Bozüyük’te yaşanan açlık ve bakımsızlık vakaları, bu politikanın sahadaki gerçek sonucunu ortaya koymaktadır.
Ve ne yazık ki bu daha başlangıçtır.
Bugün “biz söylemiştik” demek bir haklılık değil; bilim ve akla rağmen alınan kararların yarattığı büyük bir utancın ifadesidir.
Sağlık Bakanlığı verileri de tabloyu doğrulamaktadır: Kuduz vakalarında artış yoktur. Ancak “kuduz riskli temas” nedeniyle yapılan aşı sayısı artmıştır. Yani sorun büyümemiş, yönetilememiştir.
Öncelikle valiliklere sesleniyoruz; Belediyelere olan baskıyı hayvanları toplamak için değil, yaşamı korumak için kullanın.
Belediyelere sesleniyoruz; Doğal yaşam alanlarını güçlendirin. Sahiplendirmeyi artırın. Mevcut kapasiteleri insani koşullarda geliştirin.
Çünkü bu mesele yalnızca hayvanların meselesi değildir.
Bu mesele; vicdanın, hukukun ve birlikte yaşama iradesinin meselesidir.
Bursa Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün kuduz verileri ;











